Kızılırmak (2013) İstanbul DT

Kızılırmak (2013) İstanbul DT

Kızılırmak Karakoyun, tiyatro sahnesine ve beyazperdeye taşınan şanslı halk hikâyelerinden biri. Bu sezon İstanbul Devlet Tiyatroları tarafından bir kez daha perde açıyor. 1800’lerden bu yana sözlü kültürün bir ürünü olarak nesilden nesile aktarılan bu halk masalı ilk kez 1945 yılında Nazım Hikmet’in hikayesinden yola çıkılarak Muhsin Ertuğrul tarafından sinemaya aktarılmış. Daha sonra 1967’de Ömer Lütfi Akad’ın ustalığını konuşturduğu, sinemamızın klasikleri arasında giren Yılmaz Güney’in başrolünü oynadığı versiyonu çekilmiş. 1993 yılında ise Şahin Gök tarafından filme çekilmiş.

Tiyatro sahnelerinde ise belki yüzlerce kez farklı farklı tiyatro grupları tarafından oynanmış. Bu sezon İstanbul Devlet Tiyatroları, Tuncer Cücenoğlu’nun senaryolaştırdığı halk hikayesini Kızılırmak adıyla sahneliyor. Kalabalık bir oyuncu topluluğunun görev aldığı oyunda Enver Necmettin Amaç, Hakan Güneri, Faruk Acar, Serdar Akülker, Alayça Öztürk ve Zümre Ertürk başlıca rolleri üstleniyor. Bir müzikâl olarak sahnelenen oyunda müziklerde Orhan Şallıel gibi bir ustanın imzası dikkat çekiyor. Kızılırmak Karakoyun bilindik bir hikâyeyi konu alıyor.

Hüseyin Ağa’nın genç ve güzel karısı Zehra, aklını sürünün çobanı olan Selim’e takmıştır. Ağanın kızı Hatice ise Selim’in tek aşkı ve gözünün tek gördüğüdür. Aynı şekilde Hatice de Selim’e aşıktır. Hüseyin Ağa’nın borçlarını erteleyen Ali Ağa, oğlu Mehmet ile birlikte yemeğe gelir. Amacı Hatice’yi oğlu Mehmet’e istemektir. Ama önce davranan Selim olunca işler değişir. Ağalık adına Selim’e hayır diyemeyen Hüseyin Ağa, Ali Ağa’nın tavsiyesi üzerine tüm sürüye bir gün boyunca tuz yedirdikten sonra Kızılırmak üzerinden su içirmeden geçirme hünerini, kızıyla evlenmesi için Selim’e şart koşar. Bu gerçekleşmesi imkânsız görünen istek, Selim’in ve Hatice’nin, aynı zamanda aşkın kaderine koyulmuş bir şerhtir. Gerçekleşmesi ise Selim’in hünerine kalmıştır.

Kızılırmak (2013) İstanbul DT

Genel itibarı ile oyuna can veren ve onu ayakta tutan şüphesiz koyun sürüsüydü. Hele o kara koyun yok mu? Söylediği ezgilerle ve yaptığı mimiklerle beni derinden etkiledi. Sürünün bir aşk arasında çıkmaza girmiş olması ve çaresizlikleri karşısında ellerinden birşey gelmemesi duygu dolu anlar yaşamama sebep oldu. Kara koyun‘un (Ezgi Bektaş) eğitimli sesi ve oyunculuğu tüm izleyicileri büyüledi. Bunu oyun sonundaki alkışlar da destekledi. Bu oyunda kara koyunu bir koyundan farklı olarak o dönemin feodal yapısına direnen ve haklı bir davaya kendini siper eden bir düşünce olarak görmek gerekir. Bunun yanında koyun – çoban ilişkisi üzerinden oyun boyunca iletilen mesajlar da oldukça önemliydi.

Sahne tasarımı o kadar büyük kadro düşünüldüğünde yeterli olarak değerlendirilebilir. Işıklandırmayı ise çok başarılı buldum. Akın Yılmaz gerçekten görevini fazlasıyla yerine getirmiş. Hele o kesilen her kuzu için sahnenin kıpkırmızı kesilmesi ve koyun sürüsünün sessizliğe bürünmesi yürekleri sızlatmaya yetti. Oyunun sonunda ışık tasarımından yararlanılarak tasvir edilen kızılırmak sahnesi de başarılı bulduğum bölümlerden biriydi.

Koronun o güzel ve büyülü sesi yanında orkestranın da başarısını göz ardı etmemek gerekir. Koro ve koronun değişken kullanımı oyunu sıradanlıktan uzaklaştırmış. Işın Mumcu‘nun tasarladığı minimalist dekor, kostümlerle birbirini dengelemiş. Oyunda söylenen türkü sözleri ise gerçekten etkileyiciydi.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Cevap

  1. Ufuk Silik dedi ki:

    etkileyici bir oyundu 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir