Kategoriler: Mikro BlogMim

Geçmişten Günümüze Kullandığım Telefonlar

Uzun zaman sonra güzel bir mim yazısı ile sizlerleyim. Ahmet Orhan‘ın başlattığı Sezer abinin İsmail‘e yolladığı ondan da Rıza kardeşim aracılığı ile bana gelen mimin konusu beni biraz da olsa duygulandıran ama işin içine girdikçe biraz da tebessüm ettiren bir konu. Başlıkta da belirttiğim gibi geçmişten bu yana elimize alıp kullandığımız telefonları listeliyoruz bu mimde.

Nereden başlasam bilemedim işin açıkcası. Babamın bir Nokia 5110‘u vardı. Nokia’nın bana göre efsane modeliydi o. O zamanlar 3310 daha popülerdi ama 5110 herkeste yoktu diye hatırlıyorum. Bu telefonla olan tek aksiyonum yılan oyunu oynamaktı. He bir de o sıralar da başka bir modelde yılanın duvardan geçme ayarı vardı. Babamınkinde yoktu diye çok üzülürdüm hep ama babam bir türlü değiştirmezdi telefonunu. That’s it! melodisinin de hayatımda önemli bir yeri vardır. Mesela şu günlerde bile kapıya tıklarken “dıt dırı dıt dıı dıt dıı” şeklindeki ritimli vuruşumu kullanırım. Bu şekilde kapının ardındaki kişi benim geldiğimi anlar. Hele hele William Tell melodisi yok mu! Onu çaldırıp da çekyatların üstünde koştura koştura zıplardım. Kullandığım telefonlar listesinin başına bu modeli alabiliriz sanırım. Bunu da geçecek olan Sony Ericsson GH688 modeli vardı teyzemde. Onu da elime aldım ama bir gün kullanmışımdır en fazla. Merakım gitsin diye vermişlerdi elime. Nasıl bir mantığım varsa elimde 5110 varken böyle bir telefon ilgimi çekmiş. Şu an bile hayret ettim doğrusu.

Senesini tam hatırlamıyorum ama ortaokuldayken (4+4+4’ün olmadığı zamanlardı. 6, 7 ve 8 orta okuldu.) muhtemelen 7. sınıf olması lazım. Babamı sonunda ikna edebilmiştim. Çıktık çarşıya babam beni içeride 5 kişinin ancak durabileceği bir dükkana götürmüştü. O zamanlar haberim yok tabi ikinci el dükkanına girdiğimden. Girdik dükkana yaşlı bir amca. Aradığımız telefon babamla önceden kararlaştırdığımız gibi Motorola E365‘ti. Şansımıza ilk baktığımız dükkanda bir tane vardı. Şu an anı depomu karıştırdığımda adamın şarj aletinin uyup uymadığını test etmek amacıyla kablonun ucunu alt kısım yerine üst kısma sokmaya çalıştığını hatırladım. O yaşımda ‘Ulan adama bak daha şarjı nereye takacağını bilmiyor.’ deyip bu bilgiyi bildiğimden kendimle gurur duymuştum. Telefonu aldığımızda içinde polis telsizi felan vardı. İlk polis telsizini de bu telefonla duymuştum. Sonra .wav ve .mp3 de destekliyordu. Bir sürü farklı özellikleri vardı. Ama hiç unutmam bu telefon elimdeyken hep MTV’nin ne olduğunu merak etmiştim. Herhalde sponsoru felandı ama bilmiyorum. Şimdilerde bazen video sitelerinde veya televizyonda rastlayınca aklıma hemen E365 geliyor.

Ortaokul bitmeye yakındı sanırım ama E365’ten sonra fazla zaman geçmediğini düşünüyorum. Çünkü ikinci el olmasından dolayı bazı sorunları çıkmıştı. Onu da sattık mı birine mi verdik hatırlamıyorum ama elimizden çıkarmıştık. Sonra babamla düşünüp taşınıp Sony Ericsson K300i‘ye karar vermiştik. Bu sefer babam gidip mağazadan 0 almıştı. Eve geldiğinde bir baktım telefon gri. Halbuki ben mavi istemiştim ama yine de buna razı oldum. Ne kadar belli etmemek istesem de babam anlamış olacak ki sonraki gün eve aynı modelin mavisiyle gelmişti. İşte o gün Nokia 5110’a elveda dediğimiz gündü. K300i, tasarımı olsun, joystick’i olsun beni benden almıştı. Küçükken en fazla kullandığım telefon buydu. Beğendiğim şarkıları yükler zil sesi yapardım. Sıkılınca da silip başkasını yüklerdim. Çünkü 16MB hafızası vardı. O zamanlar arkadaşlarda Samsung E250, Sony Ericsson T610, Siemens MC60 modeli telefonlar vardı. Hakim bey.wav kaydını da mahalledeki bir arkadaşımın E250 telefonundan dinlemiştim. O zamanlar her telefon herkesin ilgisini çekerdi. Çünkü tasarımlar herkeste farklıydı. Işıklandırmalar olsun, tuş takımı olsun, şekil olsun birçok farklı unsur vardı.

K300i’den sonra yine Nokia’nın efsanelerinden biri Nokia 6600‘a geçtim. O zamanlar bu telefonu broşürlerde görüp saatlerce tasarımını incelediğim olmuştu. Kenarındaki tuşlar, tasarımı, içeriği bambaşka bir telefondu. K300i’yi takasa verip sonunda bu telefona da kavuşmuştum. Özelleştirme yönünden bu daha da ileri düzeydi. Custom temalar, uygulamalar falan yüklenebiliyordu. Bu telefon hakkında unutamadığım bir şey daha var o da hafıza kartı ve bluetooth desteği. Hafıza kartı destekleyen ilk telefonumdu. Bilirsiniz o zamanlar böyle micro falan yok bildiğin kocaman sd kartlar vardı. 512MB’lık bir tane almıştım. Hala da saklarım. Bluetooth mevzusunda da oyun parkındayken bluetooth’u olan bir arkadaşla aradaki mesafeye dikkat çekmek için arkadaş parkın bir ucunda ben bir ucunda dosya alışverişi yapardık. Kızılötesinin henüz önemini yitirmediği o günlerde bu bir ayrıcalık göstergesiydi.

Sonunda bilinçli bir şekilde telefon kullanmaya başladığım döneme geldik. Ve elimde bu kez de Nokia 6303i Classic var. 2.2″ ekranı, 3.2MP kamerası ve içinde gelen 2GB boyutundaki sd kartıyla o zamana kadar kullandığım en iyi telefondu. O zamanlar liseye geçmenin ve şehir değiştirmenin verdiği duygusal deprem ve kültür şokuyla birlikte telefon değiştirme olayı çok geri planda kalmış bir düşünceydi artık. Kendimi birden lise-ev-dershane üçgeninde geçen bir hayatın içinde bulmuştum.

Ve sonunda üniversiteyi kazandım. Ne güzel, tek cümlede hallettim her şeyi. O zamanki yaşamımı ele alıp da böyle bir cümleyle açıklamak beni bir yandan üzüyor bir yandan da rahatlatıyor. Neyse fazla duygusala bağlamadan konumuza dönelim. O kadar emeğin ve çalışmanın ardından bir ödül gerekliydi tabii ki ve yine babam bütün sınırlarını zorlamıştı. Benim, annemin ve babamın da istediği bir bölüm kazanmanın verdiği mutlulukla bütün aile sevinçten uçuyorduk. 1-2 hafta araştırma yapıp kendime bir adet Nokia Lumia 820 aldım. Akıllı telefona geçişim Windows Phone işletim sistemiyle olmuştu. 8MP kamera, 1GB ram, 8GB dahili hafıza, 4.3″ ekranı, Qualcomm® Snapdragon™ S4 1.5 GHz çift çekirdek işlemcisi ve Carl Zeiss lensli kamerasıyla hayatımda gördüğüm en hızlı telefondu. Bir de buna 64GB sd kart alınca on numara alet olmuştu benim için. Ace II’ler vardı arkadaşlarda ve alayı takılıyordu. Önüme çıkan her android telefonda her seferinde bir kasılma görüyordum. Bu, Windows Phone işletim sistemli Lumia tercih etmemin sebeplerinin başında geliyordu. Ama şunu da belirtmeden edemeyeceğim. Bu telefonu alınca Nokia 6303i Classic’i babama verdim de adam rahat etti en azından. Elindeki Nokia N100’ün bir ayağı çukurdaydı. Resmen can çekişiyordu. Onun açısından da iyi oldu yani.

Bu da böyle bir anımdı işte. Bu yazıyı yazarken de yukarıdaki telefon koleksiyonuma geçmişte kullandığım telefonları bulup ekleme fikri geldi. Yayında ve yapımda emeği geçen ve bizi bir süreliğine de olsa geçmişimizi ziyaret etmemize olanak sağlayan tüm blogcu arkadaşlara teşekkürler.

Furkan Özden

Blog dünyası ile 2009 yılında tanıştım. Bloğumda haftada en az bir yazı yayımlıyorum. Yazdığım yazıları beğendiyseniz beni Twitter'dan (@frknzdn) takip edebilirsiniz. Daha fazlası için hakkımda sayfasını ziyaret edin.

Paylaş
Yazar
Furkan Özden

Son Gönderiler

Aradığınız Alan Adı Kime Ait?

Hayalinizdeki web sitesini oluşturmak için izlemeniz gereken ilk adım bir alan adı seçmek ve daha…

3 hafta önce

Bad Boys: Her Zaman Çılgın (2020) Film İncelemesi

Uyuşturucu kartelinin başında bulunan Armando Armas'ın yakalanması gerekmektedir. Ancak Armando soğukkanlı ve ünlü bir katildir.…

1 ay önce

Terminatör: Kara Kader (2019) Film İncelemesi

Dani Ramos (Natalia Reyes) gelecekten gelen bir terminatör tarafından takip edilmektedir. Bir tarafta sıradan bir…

2 ay önce

Aylık Araç Kiralamanın Püf Noktaları

Araç kiralama yapmak isteyen kişiler gerekli olan prosedürlerden haberdar olmalıdır. Çünkü her şoför araç kiralayamamaktadır.…

2 ay önce

Dying Light (2015) Oyun İncelemesi

Dying Light, 2015 yılında Techland tarafından piyasaya sürülmüş birinci şahıs açılı bir zombi oyunudur. Dying…

2 ay önce

3 Maddede Akıllı Ev Kontrolü

Akıllı ev teknolojisi yaklaşık olarak 10 yıldır teknolojinin gündeminde olmasına rağmen, mobil ağının hızlanması ve…

2 ay önce