Into the Night (2020) Dizi İncelemesi

Netflix Belçika yapımı olan Into the Night dizisi 1 mayıs tarihinde yayınlandı. Jacek Dukaj’ın yazdığı bilim kurgu romanı The Old Axolotl’dan esinlenerek hazırlanan dizi, ilk sezonu ile karşımıza çıktı. 6 bölüm ile bizi karşılayan dizinin başrollerinde Mehmet Kurtuluş, Laurent Capelluto, Stefano Cassetti, Babetida Sadjo, Ksawery Szlenkier, Vincent Londez, Regina Bikkinina, Alba Gaïa Bellugi, Jan Bijvoet, Nabil Mallat, Pauline Etienne rol alıyor. Yönetmen koltuğuna ise Inti Calfat ve Dirk Verheye oturuyor. Senaryosunu ise Jason George kalem alıyor. Türkiye dahil birçok ülkeden oyuncular bir arada kadroda bulunuyor. Dizi sadece Türkiye’den bir araya gelmiş bir kadro değil (Almanya, Fransa, İtalya, Polonya, Rusya) uluslararası bir kadroya sahip sahip.

Tanımlamayan bir doğa olayının yaşanmasıyla, güneş ışığı altında herşeyin dengesinin bozulması ve insanların öldürülmesi konu alınıyor. Olaylar başlamadan önce bir Nato askeri değişen durumlara kulak misafiri oluyor ve kaçmaya karar veriyor. Havalimanında gördüğü ilk uçağa bilet alıyor ama kimseyi duruma inandıramadığı için uçağı kaçıyor ve olaylar başlıyor. Güneşten kaçarken sürekli batıya gitmesiyle, bir grup insan hayata karşı kalma mücadelesini gözler önüne seriyor.

Hikaye Brüksel’de başlıyor, Hayat gayet normal seyrederken, bir havalimanında başlarına ne geleceğini bilmeyen uçağın yolcuları birer birer kamera önüne geliyor. Dizi uçağın yolcularının uçağa gelmesi ve karakterlerin hikayelerine ufak bir ön bakış ile başlıyor. Nato askeri olan Terenzio, toplantıda bir felaketin yaklaşmakta olduğunu duyuyor ve kaçmak için havaalanına geliyor. Güneşten kaçmak için batıya gitmesi gerekiyor ama ilk bulduğu uçak Moskova uçağı yani uçak batının tam tersine doğuya gidiyor. Uçağa binmeden önce bir askerin silahını zorla alıyor ve uçağı kaçırıyor.

Başta Terenzio, terörist zannediliyor ve zaman geçtikçe pilot ve yardımcı pilot öyle olmadığını anlıyor. Dizi oldukça yoğun bir tempo içinde geçiyor. Uçağın içinde birçok farklı ulustan karakterler bulunuyor. Hepsinin karakterleri ve geçmişi birbirinden farklıdır. Bu açıdan dizideki karakter çeşitliliği desteklenmiş oluyor. Yolculuk boyunca uçakta krizler yaşanıyor ve her krizde bilgili ve ön planda olan karakterler var. Uçağın sürekli batıya gitmesi gerektiği, yakıt sıkıntısı, pilotun elinin sakat olması gibi birçok olay yaşanıyor. Bir grup farklı karakterlerde ve farklı milletten olan insanların, hayatta kalma mücadelesi, bir arada kalmaya çalışması yansıtılıyor ve kriz anlarındaki çözümler üzerinde çok iyi çalışılmış. Her bölümde farklı bir karaktere ve farklı bir karakterin hikayesine odaklanılıyor. Karakterlerin bir bölümde anlatılmaması ve bölümler içinde akıcılığa yön vermesi oldukça olumlu bir durum. Hikâyeler içerisinde yedirilen karakterler ve olayların karşısında verdikleri tepkiler bölümler geçtikçe daha anlamlı hale geliyor. Bilim kurgu hikayesinden esinlenen dizi gerçeklikten çok fazla uzaklaşmadığı için izleyiciyi ekrandan koparmıyor ve hikayenin içinde tutuyor.

Dizi oldukça yoğun bir tempoda seyrederken 5. bölüm daha durağan ilerliyor. Güneşe karşı olan bu yarışta karakterlerin dünyası gözler önüne seriliyor:

Sylvie: Belçika ordusunda çalışan bir askeri canlandırıyor. Asker sevgilisi kanserden ölünce ordudan istifa ediyor ve sevgilisinin küllerini alarak Moskova’ya gitmek için yola çıkıyor. Külleri serptikten sonra intihar etmeyi amaçlıyor.

Mathieu: Hikaye boyunca grubun liderliğini üstleniyor. Eşini bir hostesle aldatıyor.

Terenzio: NATO ordusundaki binbaşı. İyi bir asker olamadığını düşünüyor ve buna içerliyor. Hikaye boyunca neden gruba liderlik etmek istediğini anlıyoruz.

Ayaz: Türklüğü ile ön planda olan bir karakter. Geçmişi sebebiyle grup içerisinde sürekli “yargılanıyor”. Terenzio ile sürekli bir çatışma halindeler.

Jakub: Tamirci olan Jakub geride bıraktığı eşini düşünüyor. Bir süre yardım etmek ile etmemek arasındaki ikilemde kalıyor.

Rik: Güvenlik uzmanı olduğunu söyleyen Rik öne çıkmayı, kahraman olmayı istiyor. Aynı zamanda korkak ve ispiyoncu bir karaktere sahip.

Dizi, farklı inançlar ve farklı geçmişlere sahip bir topluluğun sınanması ile bize gerçek hayatı sorgulatıyor. İnsanlar topluluğun refahı için bir araya gelebilir mi? Yoksa Kişisel çıkarlar birlikte olmanın önüne geçer mi?

Paylaş

Furkan Özden

Blog dünyası ile 2009 yılında tanıştım. Bloğumda haftada en az bir yazı yayımlıyorum. Yazdığım yazıları beğendiyseniz beni Twitter'dan (@frknzdn) takip edebilirsiniz. Daha fazlası için hakkımda sayfasını ziyaret edin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bunlar da hoşunuza gidebilir...