YGS’li Bir Nisan

1 Nisan 2012 Pazar günü yapılan YGS sınavında genel itibari ile bayağı zorlandık diyebilirim. Aslında hiç heyecan yapmayan biriyim ama ister istemez kahvaltı zamanı kalp atışlarım değişti. Sınav yerine gittik. Kendimi gayet rahat tutmaya çalışarak okulun bahçesine girdim. Üstüm arandı geri döndüm. Ailem daha 45 dakikanın olduğunu gerekçe göstererek beni biraz daha dışarıda beklettiler. Yarım saat kala tekrar üst aramasından geçerek birinci kattaki 6 nolu salonda 13 nolu sırama oturdum. Daha sınav başlamadan şans yüzüme gülmüştü. En köşe, kalorifer yanı bana denk gelmişti. Bekle bekle yarım saat geçmiyordu. Başımızda biri bayan biri erkek 2 hoca vardı. Bayan hoca sınav kurallarını okuyor. Öğrenciler heyecanlı bir bekleyiş içinde. Benim de şu ana kadar girdiğim tüm deneme sınavları gözümün önünden geçiyor. Sınıfın tavanı oldukça geniş. Arada bir rüzgâr esip camları titretiyor. Projeksiyon cihazı tavandan sarkan uzun bir boruyla aşağı doğru sarkıtılmış, lambalar da aynı şekilde. Kapıdan girince sağınızda kalan yerde bir dolap var, üstünde el işi işlemeli bir kutu. Sıralar gayet rahat. Sıraların arasında yaklaşık 2 karışlık bir mesafe bırakılmış, sıra numaraları herkesin tek tek oturacağı biçimde belirlenmiş.
Ve sınavın başlamasına son 15 dakika. Hocalar kitapçıları dağıtmaya başladı. Poşetlerini açtık ve gerekli kodları forma kodladık. İmzalar atıldı, kalemler hazır, kitapçıklar hazır, cevap kağıtları hazır. Gayet kalın bir kitapçık. İlk sayfasını çevirmemle karşıma 4 adet paragraf sorusu geldi. Yavaş yavaş çözmeye başladım. Bendeki dikkat dağınıklığı nedeniyle kalemin ucunu satırın altından ayırmadan soruları okumaya başladım. Türkçe bu tempoda tam 1 saat de bitti. Sıra geldi Sosyal Bilgiler bölümüne. Artık kendimi normal bir denemedeymişim gibi hissediyordum. Sanırım bu, bu zamana kadar girdiğim 100’ü aşkın deneme sınavlarından dolayı olsa gerek. Sosyal Bilgiler bölümünün ortalarına doğru gerçek YGS sınavına girdiğime kendimi kabullendirdim ve biraz daha biraz daha biraz daha dikkatle soruları çözmeye devam ettim. Sıra Felsefeye geldiğinde denemelerden edinmiş olduğum tecrübelerle kafamın çok karıştığı soruları boş bıraktım. Dershanem sağolsun ki bir sorunun benzerini bir hafta önceki denemede çözmüştük. Filozof kelimesinin anlamı. Eminim birçok kişi bu soruyu yanlış yapacaktır düşüncesiyle “Bilgelik sevgisi” seçeneğini işaretledim. İşte sıra geldi Matematik bölümüne. Şu ana kadar olduğum deneme sınavlarında ortalama 20 soru yaptığım ders, beni en çok zorlayan ders. Geri kalan 1 saatimi matematiğe ayırarak toplam 14 soru işaretledim. Sallanacak, 2 şık arasında kaldığım, diğer şıktan daha emin olduğum soruları risk almak istemediğimden boş bıraktım. 5 dakika kaldığını hocanın kısık ses tonuyla “Son 5 dakika” demesiyle öğrendik. Artık bitiyordu. 8 ay, 9 ay çalıştığımız o sınav bitiyordu. Ve bitti. Okuldan yavaş yavaş uzaklaşırken bahçedeki öğrencilerin soru yorumları beni rahatlatmıştı. Çünkü sınav sadece beni değil herkesi zorlamıştı. Bu iyi bir şeydi.

Doğru evin yolunu tuttum. Hemen Facebook’a atıldım. Kimi “Seneye kaldım ben”, kimi “ÖSYM fena geçirdi”, kimi de “Seneye kalmak istemiyorum” diyerek yorumlarını benimle paylaştı. Haberlerden Türkiyenin durumunu öğrenmiştim. Sınav çok zordu. Haber bültenleri sınava giderken kaza geçirenlerle, sınava giremeyenlerle doluydu.

Beni en çok üzen ise en yakın arkadaşımdan duyduğum haber oldu. “9.sınıfta Damla vardı hani.” dedi. “Evet” dedim. Muhtemelen aynı sınıfta sınava girdiğini söylecektir, diye düşündüm. Ama öyle olmadı. “Ölmüş” dedi. O anda tüylerim diken diken oldu. İnanmak istemedim ama bana attığı haberlerle farklı yayınlardan haberi aldım. Çok üzülmüştüm. Resmen kalp krizinden hayata gözlerini yummuştu. 1 sınav uğruna tüm hayalleri suya düşmüştü.

Okula gittiğimde herkes elinde gazeteyle gelip netlerini hesapladı. O anda ben de haberleri okuyordum. Bir kızın insülin pompasıyla sınava girişine izin verilmemiş, geçen sene bu şekilde sınava girdiği halde. ÖSYM bunun için bir açıklama koymalıydı ama koymamış. O kız da sınava giremedi. Kim bilir ne durumdadır şimdi. Daha birçok haber var ama aklıma gelenler ve her gazete de olan haberler bunlar.

İşte 2012 yılının 1 Nisanı böyle geçti. Damla arkadaşımın yakınlarına baş sağlığı diliyor ve yazımı bitiriyorum. Mekanın cennet olsun Damla.

Furkan Özden

Blog dünyası ile 2009 yılında tanıştım. Bloğumda haftada en az bir yazı yayımlıyorum. Yazdığım yazıları beğendiyseniz beni Twitter'dan (@frknzdn) takip edebilirsiniz. Daha fazlası için hakkımda sayfasını ziyaret edin.

1 Cevap

  1. Mehmet dedi ki:

    O kızın ölmesine gerçekten çok üzüldüm. Hayallerinin süsleyen an, hayallerinin sonu oldu. Neden böyle oldu ki?
    Toplumumuz okumanın bir erdem olduğunu sanıyor. İnsanlar aa ba bu çoçuk üniversitede 4 yıllık okuyor falan filan diyecek diye biz hayatımızı mahvediyoruz. 4 senedir üniversite okuyorum ve pişmanım. Üniversite saçma biryer. Liseden berbat bir yer. Halbuki okumasam ticarete atılsam eminim şu an daha mutlu olurdum. Üniversite sadece hayallerimi erteledi.
    Toplumum düşüncesini değiştirmek gerek ki ne yazıkki bu da eğitimden geçiyor. İnsanları eğitmekten nefret ederim ama bizim toplumumuz eğitilmeli!!

Bir Cevap Yazın

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

%d blogcu bunu beğendi: